Finaller dolayisiyla...4 Haziran 2008 Çarşamba
2 Haziran 2008 Pazartesi
1 Haziran 2008 Pazar
Milli Takım Anaları
Milli takım futbolcularının annelerinin oynadığı TTNET reklamını çok beğendim. Güzel bir konsept olmuş, özellikle Gökhan Zan’ın annesin Gökdeniz’in annesine “o da pek cılız bak benim Gökhan’ıma” deyince İbrahim Kaş’ın annesinin gülmemek için kendini bir tutuşu var ki her izlediğimde kopuyorum valla bir de Kazım’ın annesinin “benim Kazım iki kişilik oynar bak adı zaten Kazım Kazım” demesi komik olmuş. İzlemek isteyenler şurdan izleyebilir.
30 Mayıs 2008 Cuma
Sabri Buraya Üçlü Çektir Cimbom'a
Bir haller oldu yahu şu Sabri’ye. Sezon içinde taraftardan en çok tepki toplayan, gönderilmesi en çok istenen oyuncuydu (tabi 90 dakika içinde, onun dışında üçlü için çağırılıyordu) fakat yurtdışı transfer haberleri çıktığından beri, artık onla mı alakalı sırf bilmiyorum, sanki Sabri gitti yerine başkası geldi. Ligde son 4-5 maçta yükselttiği performansını milli takımın hazırlık maçlarında da sürdürüyor. Dün de sahanın en iyilerinden biriydi Sabri, asistinin dışında, gitti, geldi, arkadaşlarının boşluklarını kapatmaya çalıştı. Turnuva esnasında da bu şekilde devam ederse hakikaten bir Avrupa yolu gözükebilir Sabri’ye. Bizim açımızdan da onun açısından da iyi olur kanımca.
29 Mayıs 2008 Perşembe
Anti-Federer
Tenis seven biri olarak Federer’i sevmeyen az sayıda kişiden biriyimdir herhalde. Belki de gelmiş geçmiş en iyi tenis oyuncusu ona kimse bir şey diyemez zaten ama benim sevmeme nedenim başka. Adam hiç duygularını göstermiyor, bazılarına göre bu iyi bir özellik olsa da ben sporcunun duygusunu göstermeyen versiyonundan hiç zevk almıyorum. Bu baskebolcu için de geçerlidir, futbolcu için de. Robot değilsin ki kardeşim herkes biliyor senin de sinirlenip, korktuğunu zaman zaman, niye göstermekten bu kadar çekiniyorsun? Bütün maç boyunca aynı surat ifadesine sahip zerre kadar değişmiyor. Benim maç içinde konsantrasyonum bozulmaz havaları verse de maç zora girince saçmalıyor ama. Nadal’ı da sevmem mesela ama saygı duyarım ona en azından hırsı yüzünden. Hele maç boyunca hiç tepki vermeyip de şampiyon olunca yerlerde yuvarlanıp hüngür hüngür ağlamasını hiç anlamıyorum. Niye sıkar ki kendini bu kadar bir insan? Yaysana o tepkiyi maç boyunca. Bence sporcu dediğin sevinci de üzüntüsü de suratından anlaşılmalı. Sağ taraftaki Del-Piero resmine bakanlar ne demek istediğimi gayet iyi anlarlar. Bazen bu gösteriyi biraz abartsa da forza Safin diyerek yazıyı noktalayalım.
26 Mayıs 2008 Pazartesi
Roland Garros 2008
Roland Garros başladı. Fikstüre baktığımda yine bir Federer – Nadal finali izleriz diye düşünüyorum. Finale gelene kadar mutlaka bir takım süprizler olur toprak kort olduğunu da düşünürsek fakat finalde başka bir isim göreceğimizi düşünmüyorum, belki Djokovic bir şeyler yapabilir ama pek sanmıyorum. Favori tenisçim Safin’in ne yapacağını çok merak ediyorum bir de, kaç raket kıracak acaba ailecek bekliyoruz.
Turnuvanın ilginç bir özelliği de Gustavo Kuerten’in son turnuvası olmasıdır. Giysileriyle, saçlarıyla, sempatik hareketleriyle ilgi çekici bir isimdi mutluluklar diliyorum Guga’ya. Bayanlarda ise Henin-Hardenne’nin bırakmasından sonra daha heyecanlı olacak gibi duruyor. Sharapova almasın da kim alırsa alsın. Aslında Williams kardeşler de almazsa pek bir güzel olur. Son olarak da umarım yağmur belasına çok fazla yakalanmayız bu sene. Bu arada günlük programa da burdan bakabilirsiniz.
25 Mayıs 2008 Pazar
Indiana Jones And The Kingdom Of The Crystal Skull
Öncelikle Harrison Ford hala Harrison Ford onu baştan söyleyeyim. Benim de filmi izlemeden önce aklımda adam kaç yaşına geldi yine ordan oraya atlayıp mermilerden kaçar mı diye düşüncelerim vardı ama izledikten sonra böyle olmadığını gördüm, dublörleri de sağolsun. Film klasik bir Indiana Jones filmi gibi ama diğerlerinden biraz daha aşağıda bana kalırsa. Mizah fena değil ama sanki daha iyi olabilirdi, kovalama sahneleri diğer filmler gibi, abartı, hadi lan bu kadar da olur mu diyeceğiniz sahneler mevcut, Area 51, Roswell falan hoş ayrıntılar olmuş ama uzaylılar ve Ruslar düşman tarafında biraz zayıf kalmış bence. Bir de Indiana Jones biraz geri planda kalıp Mutt Williams önplana çıkarılmış.
Mutt Williams derken filmin yardımcı oyuncusu parlayan yetenek Shia LaBeouf için ayrıca konuşmak lazım, bu çocuğu çok tutuyorum gerçekten çok büyük bir yıldız olacak, daha bu yaşta çok kaliteli filmlerde oynuyor, sinemanın başında fragmanını gördüm 2008 sonlarına doğru yeni bir filmi daha gelecek Eagle Eye diye o da oldukça güzel gözüktü bana, fragmanını şurdan izleyebilirsiniz. Neyse filmimize dönelim biz, James Dean tarzı çok yakışmış, motorlu deri ceketli falan, oldukça da başarılı bir şekilde üstesinden gelmiş rolünün. Bu başarısını giderek artırmasını umut ediyorum.
Bir de Cate Blanchett’e değinelim. O da çok güzel bir performans sergilemiş bana göre. Ukrayna şivesi ve siyah saçlar yakışmış.
Özet olarak her ne kadar serinin diğer filmlerinin tadını tam olarak vermese de sinemada gidip sıkılmadan izlenilebilecek, gayet eğlenceli bir film bana göre Indiana Jones And The Kingdom Of The Crystal Skull, 10 üzerinden 7 veriyorum. Tavsiye ederim.
Yavaşşş!
Kayserispor yönetimi komple bir şekilde non-stop saçmalamaya devam ediyorlar. Recep Mamur’un ve Süleyman Hurma’nın gaflarına! Yeterince alıştık zaten bu sefer yeni bir arkadaş çıkmış tombaladan. Buyrun bakalım bu sefer ne yumurtlamışlar.
Bu arada Kayserispor İkinci Başkanı Türker Horoz, bugün kendisine atfen yapılan "Hakan Şükür'e teklif götürdük" haberinin doğru olmadığını söyledi. Horoz, "Bundan bir hafta önce katıldığım Erciyes TV'deki konuşmamda, Galatasaray kulübünün Gökhan Ünal'la uğraşmasına tepki verdim ve (Biz gerekirse misilleme yapar Hakan Şükür, Arda ve hatta Lincon'u bile alırız. Bunu da yapacak güçteyiz) demiştim. Bu sözümün hep arkasındayım. Ancak bu konuda
Önce bir hössst diye tepki verip sonra da yavaşşşşş al deyip ardından müsadenizle sormak istiyorum “birader sen ne ayaksın” diye. Kendini ne sanıyor bu adamlar gerçekten anlamıyorum ha sonra bu değirmenin parası nerden geliyor onu da ayrıca irdelemek lazım diye düşünüyorum. Bir takım durupdururken kendini nasıl antipatik gösterir bunun en güzel örneğini sundukları için de bize teşekkür ediyorum. Durmak yok saçmalamaya devam!
23 Mayıs 2008 Cuma
Star Wars: The Clone Wars
Star Wars The Clone Wars 15 Ağustos 2008’de Amerika’da gösterime girecek. Ülkemizde de sanırım Eylül civarında beyazperdeye yansıyacak fakat Türkçe dublaj gibi gerizekalı bir şey yapıyorlar, umarım bazı sinemalarda orijinal haliyle de izleyebiliriz en azından. Kardeşim hiç mi akıllanmazsınız siz? The Simpsons’dan hiç mi ders almadınız? Sponge Bob Square Pants’mi bu da Türkçe veriyorsunuz? Allah akıl fikir versin diyelim geçelim çünkü girersek çıkamayız buraya. Tabi nete düştükten sonra Eylül’e kadar bekleyebilir miyiz? Hiç sanmıyorum.

Fragmanı izlemek isteyenler şuraya buyursun, fragmanlar gayet güzel olmuş, zaten o müziklerle ne kadar kötü olabilir o da ayrı konu. Bu arada filmde yeni karakterler de olacakmış. Filmden sonra Cartoon Network de 22 dakikalık bölümler yayınlanacak ve en azından 100 bölüm olması bekleniyor. Madem bu kadar Star Wars konuştuk, süper ötesi bir lightsaber sahnesiyle kapanışı yapalım. May the force be with you.
22 Mayıs 2008 Perşembe
If You Are Guilty You Are Dead!
Türk halkı olarak çok büyük çoğunlukla atari salonlarında tanıştığımız The Punisher’ın devam filmi Punisher War Zone’un teaser posteri yayınlandı, poster gayet hoş olmuş, t-shirtü alınır bunun denecek cinsten, fakat filmin kadrosu ilk filme göre komple değişik. “Si vis pacem para bellum” (barış istiyorsan savaşa hazırlan) gibi muhteşem bir sözü beyinlerimize kazıyan Frank Castle abimiz rolünde Rome’da Titus Pullo rolüyle tanıdığımız Ray Stevenson var ki bence ilk filmde Thomas Jane cuk oturmuştu. Ray Stevenson, Frank Castle için fazlasıyla “laubali” kaçıyor bana göre (en azından Rome’daki haliyle diyelim), Thomas Jane ise soğuk, sert bakışlı,acımasız biri için gayet güzel bir seçimdi.
21 Mayıs 2008 Çarşamba
Pinturicchio
Herkesin kendi döneminde izleyip de deyim yerindeyse “taptığı” bir oyuncu vardır ya Alessandro Del-Piero’da benim için bu roldedir, bir efsanedir. Bir bayrak adamın, bir kaptanın nasıl olması gerektiğini gösterir Del-Piero. Dile kolay 500’ün üzerinde forma giymiş Juventus’da ve 250’ye yakın golü var. Takımı ikinci lige düşmesine rağmen onu yalnız bırakmadı ve herkesin bitti dediği anda adeta ikinci baharındaymışçasına 34 yaşında İtalya gibi bir ligde gol kralı oldu Del-Piero ve milli takıma seçilmeyi sonuna kadar haketti bana kalırsa. Umarım daha uzun yıllar oynarsın da bizi o muhteşem futbolundan mahrum bırakmazsın Pinturicchio.
20 Mayıs 2008 Salı
Elfler de Ölür
Geçenlerde yapılan snooker dünya şampiyonasını her gördüğümde O geldi aklıma ve O’nun anısına bir şeyler yazmak istedim. Büyük bir çoğunluğa snooker sevdiren iki adam varsa bu dünyada, biri Ronnie O’Sullivan, diğeri Paul Hunter’dır bana göre. Benimki Hunter’dı. Zap yaparken o sırma saçlarını görüp de “kim ulan bu herif amma yakışıklıymış” dediğimi dün gibi hatırlarım, sonra izleye izleye kuralları öğrenmeye başlayıp ne kadar muhteşem bir oyun olduğunu gördüm snookerın, o gün bu gündür en sevdiğim sporlar arasında yer alır.
Sonra gün geldi feci bir haber düştü snooker dünyasına ve hepimizi yıktı adeta. O illet hastalığa yakalandı Hunter, mide kanserinin az rastlanan bir türüne , o gencecik yaşında. Bir süre ara verdikten sonra geri döndü snookera, ona “snookerın Beckham’ı” denmesinin en büyük sebebi olan güzelim saçlarını kaybettiğini gördük. Olsun O’nun saçsız hali de yeterdi. Fakat eski formuna ulaşamadı. 9 Ekim 2006’da da doğumgününden beş gün önce hayata gözlerini yumduğunda sadece 28 yaşındaydı, ardında karısını, 1 yaşındaki kızını ve gözleri yaşlı binlerce insanı bıraktı.
Niye gittin be Paul? Kazanacak çok şampiyonluk vardı daha. Çok özlüyorum seni. Umarım gittiğin yerde mutlusundur. Biz seni hep 2004 Masters Finali’nde O’Sullivan’ı 2-7’den gelip yendiğindeki muhteşem gülümsemenle hatırlayacağız!
Hoşgeldiniz
Antalyaspor, Kocaelispor, Eskişehirspor. Turkcell Süper Lig’in yeni üyeleri bunlar oldu. Gerçi yeni demek ne kadar doğru olur orası da ayrı konu. Bana sorsalar kimler çıksın diye söyleyeceğim takımların içinde üçü de olurdu kesin. Severim taraftarı olan şehir takımlarını. Bir de şu gereksiz belediye takımlarından falan temizlenirsek süper olacak valla. Neyse hoşgeldiniz sefa getirdiniz diyorum hepsine.
18 Mayıs 2008 Pazar
Parma'dan da Duyulsun!
İtalya’da son haftaya gelirken hala şampiyon ve küme düşen son takım belli değil. Bugün oynanacak Parma – Inter ve Catania – Roma maçlarıyla belli olacak. Inter, Roma’nın 1 puan önünde ve Roma’nın kazanması halinde mutlak kazanması lazım şampiyon olmak istiyorsa, rakiplerine baktığımızda ise Parma’nın mutlaka kazanıp Catania’nın puan alamaması için dua etmesi gerekiyor. Şampiyonu belirleyecek takım küme düşme potasında yani. Geçen hafta Inter penaltı kazandığında artık herkes “tamam bu iş bitti” derken penaltının kaçmasıyla Romalılar için umut, küllerinden doğdu, bu arada Roma’nın renkleri de sarı – kırmızı. Ne dersiniz eldeki veriler tanıdık geldi mi? Hatta bakarsınız Inter maçı 16 dakika uzar da, sonra “saat kaç? Parma’dan da duyulsun” diye sesler yükselir başkentten.
