Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2008 Cuma

Sabri Buraya Üçlü Çektir Cimbom'a

Bir haller oldu yahu şu Sabri’ye. Sezon içinde taraftardan en çok tepki toplayan, gönderilmesi en çok istenen oyuncuydu (tabi 90 dakika içinde, onun dışında üçlü için çağırılıyordu) fakat yurtdışı transfer haberleri çıktığından beri, artık onla alakalı sırf bilmiyorum, sanki Sabri gitti yerine başkası geldi. Ligde son 4-5 maçta yükselttiği performansını milli takımın hazırlık maçlarında da sürdürüyor. Dün de sahanın en iyilerinden biriydi Sabri, asistinin dışında, gitti, geldi, arkadaşlarının boşluklarını kapatmaya çalıştı. Turnuva esnasında da bu şekilde devam ederse hakikaten bir Avrupa yolu gözükebilir Sabri’ye. Bizim açımızdan da onun açısından da iyi olur kanımca.

25 Mayıs 2008 Pazar

Yavaşşş!

Kayserispor yönetimi komple bir şekilde non-stop saçmalamaya devam ediyorlar. Recep Mamur’un ve Süleyman Hurma’nın gaflarına! Yeterince alıştık zaten bu sefer yeni bir arkadaş çıkmış tombaladan. Buyrun bakalım bu sefer ne yumurtlamışlar.

Bu arada Kayserispor İkinci Başkanı Türker Horoz, bugün kendisine atfen yapılan "Hakan Şükür'e teklif götürdük" haberinin doğru olmadığını söyledi. Horoz, "Bundan bir hafta önce katıldığım Erciyes TV'deki konuşmamda, Galatasaray kulübünün Gökhan Ünal'la uğraşmasına tepki verdim ve (Biz gerekirse misilleme yapar Hakan Şükür, Arda ve hatta Lincon'u bile alırız. Bunu da yapacak güçteyiz) demiştim. Bu sözümün hep arkasındayım. Ancak bu konuda yeni bir gelişme ve yeni bir açıklamam olmadı" diye konuştu.

Önce bir hössst diye tepki verip sonra da yavaşşşşş al deyip ardından müsadenizle sormak istiyorum “birader sen ne ayaksın” diye. Kendini ne sanıyor bu adamlar gerçekten anlamıyorum ha sonra bu değirmenin parası nerden geliyor onu da ayrıca irdelemek lazım diye düşünüyorum. Bir takım durupdururken kendini nasıl antipatik gösterir bunun en güzel örneğini sundukları için de bize teşekkür ediyorum. Durmak yok saçmalamaya devam!

23 Mayıs 2008 Cuma

Kombine sattırmak

Line Jensen, Danimarka 17 Yaş Altı Kadın Milli Takımı'nın savunmacısı. Galatasaray transfer etsin gideyim direk 5 yıllık kombinemi alayım. Song'u izleyeceğime onu izlemeyi tercih ederim.

21 Mayıs 2008 Çarşamba

Pinturicchio

Herkesin kendi döneminde izleyip de deyim yerindeyse “taptığı” bir oyuncu vardır ya Alessandro Del-Piero’da benim için bu roldedir, bir efsanedir. Bir bayrak adamın, bir kaptanın nasıl olması gerektiğini gösterir Del-Piero. Dile kolay 500’ün üzerinde forma giymiş Juventus’da ve 250’ye yakın golü var. Takımı ikinci lige düşmesine rağmen onu yalnız bırakmadı ve herkesin bitti dediği anda adeta ikinci baharındaymışçasına 34 yaşında İtalya gibi bir ligde gol kralı oldu Del-Piero ve milli takıma seçilmeyi sonuna kadar haketti bana kalırsa. Umarım daha uzun yıllar oynarsın da bizi o muhteşem futbolundan mahrum bırakmazsın Pinturicchio.


20 Mayıs 2008 Salı

Hoşgeldiniz

Antalyaspor, Kocaelispor, Eskişehirspor. Turkcell Süper Lig’in yeni üyeleri bunlar oldu. Gerçi yeni demek ne kadar doğru olur orası da ayrı konu. Bana sorsalar kimler çıksın diye söyleyeceğim takımların içinde üçü de olurdu kesin. Severim taraftarı olan şehir takımlarını. Bir de şu gereksiz belediye takımlarından falan temizlenirsek süper olacak valla. Neyse hoşgeldiniz sefa getirdiniz diyorum hepsine.

18 Mayıs 2008 Pazar

Parma'dan da Duyulsun!

İtalya’da son haftaya gelirken hala şampiyon ve küme düşen son takım belli değil. Bugün oynanacak Parma – Inter ve Catania – Roma maçlarıyla belli olacak. Inter, Roma’nın 1 puan önünde ve Roma’nın kazanması halinde mutlak kazanması lazım şampiyon olmak istiyorsa, rakiplerine baktığımızda ise Parma’nın mutlaka kazanıp Catania’nın puan alamaması için dua etmesi gerekiyor. Şampiyonu belirleyecek takım küme düşme potasında yani. Geçen hafta Inter penaltı kazandığında artık herkes “tamam bu iş bitti” derken penaltının kaçmasıyla Romalılar için umut, küllerinden doğdu, bu arada Roma’nın renkleri de sarı – kırmızı. Ne dersiniz eldeki veriler tanıdık geldi mi? Hatta bakarsınız Inter maçı 16 dakika uzar da, sonra “saat kaç? Parma’dan da duyulsun” diye sesler yükselir başkentten.

Düşen Düşene

Bu sene küme düşme anlamında gerçekten çok ilginç şeyler oluyor tüm Avrupa’da, Fransa’da Lens düştü ki bu takım son iki senenin dördüncüsü ve beşincisi, daha birkaç sezon önce şampiyonlar liginde oynuyorlardı. Çınar PSG bu sefer de ucundan kurtardı. İspanya’da Real Zaragoza son maçta düşmemek için oynayacak ki onlar da geçen sene altıncı idiler, o kadroyla nasıl bu durumdalar anlamak mümkün değil, hele küme düşmenin eşiğinden kurtulan bir Valencia var ki, üniversite tezlerine konu olur vallahi, hani denir ya şu takım teknik direktörsüz çıksın yine ilk üçe girer, o tezin yerle bir olduğu andır bana kalırsa, milli takıma dört tane oyuncu veren ve gerçekten çok iyi kadrosu olan bir takım nasıl bu hallere gelir anlamak mümkün değil, büyücülüğe falan inananlar Quique Sánchez Flores’in büyü yaptığını söylerek bu işin içinden çıkabilirler ama. Gelelim İtalya’ya, yılların Parma’sı düşecek gibi gözüküyor, onun yanında da son iki sezondur ilk sekize giren bir Empoli’yle, gene aynı şekilde performans gösteren Livorno var. Futbol tanrıları bu sene olaya ilginçlik katmak istediler sanırım.

17 Mayıs 2008 Cumartesi

Tarih Bir Kere Yazıldı

Bugün günlerden 17 Mayıs 2008, büyük zaferin sekizinci yıldönümü. İnsan hiç defalarca izlediği bir maçı bir kere daha izleyip de aynı heyecanı yaşar mı? Yaşıyormuş. Gözler yine dolmuş, tüyler diken diken. Hangimiz Arif’in bomboş kaldığı pozisyonda “vur be!” diye bağırmadık ki? Veya hangimiz gözlerimizi kapamadık Keown beş metreden topu tribünlere yolladığında? Hangimiz için zaman durmadı tanrı, kendi ellerini Taffarel’e armağan verdiğinde ya da lanet etmedi dünyaya Hagi kırmızı gördüğünde? Popescu’nun topun başına geçtiğinde Levent Özçelik’in titreyen sesiyle “hadi Popescu, hadi oğlum” deyişi hangimizin kulaklarında hala çınlamıyor? Hangimiz ağlamadık ki hüngür hüngür? Bugün günlerden 17 Mayıs 2008, büyük zaferin sekizinci yıldönümü.

O heyecanı bir daha yaşamak isteyenler için; 1. bölüm, 2. bölüm


15 Mayıs 2008 Perşembe

Finalin Ardından

Maç yazısında yazmıştım, umduğum gibi bir maç oldu diyebilirim, sadece Rangers’ın biraz daha atak olmasını bekliyordum, Zenit saldırdı onlar savundu maçın çoğunluğunda. En azından sıkıcı bir maç olmadı. Özetle haketti Zenit kupayı. Rangers, golü yedikten sonraki 20 dakikalık bölümde bile 1-0 geride bir takım gibi oynamadı, sadece uzatma dakikalarında bir tane karambol pozisyonları var.

Oyuncu bazında pek yorum yapamayacağım Show TV sağolsun, küçük, dandik bir görüntü ve İspanyolca bir anlatıma maruz bıraktığı için. Onlar için yeterince konuştuk aşağıda, daha fazla akıllara getirip de sinirimizi bozmaya lüzum yok.


14 Mayıs 2008 Çarşamba

Armut Dalda Asılsın, Şeker Show TV Nasılsın?

O kiraz dudaklara, bu taraftar asılsın diyeceğim uymayacak. Ne diyeyim ki ben şimdi? Dünyanın kulüpler bazında en önemli ikinci turnuvanın finalinin yayın hakkını almışsın, canlı vermiyorsun. Niye peki? Var mısın Yok musun? la çakışıyor. Kardeşim haftanın beş gününde veriyorsun zaten bir gün geç ver ne olacak? Senin ne hakkın var izleyiciyle maytap geçmeye? Dandik bir görüntü ve İspanyolca spikere mahrum bırakmaya?

Hadi vermiyorsun, vermeyeceksin, e niye alıyorsun o yayın hakkını yahu? Alma başkası alsın adam gibi versin, yoook olmaz ben vermiyorsam başkası da veremez! Hadi vermeyeceksin e niye o zaman vereceğim diye reklamını yapıyorsun? Maçın başlamasına beş dakika bile internet sitenden yayın akışına bakanlar "ooo süper Show veriyor maçı diyor" sen o an itibariyle altyazı geçiyorsun maç banttan verilecek diye. İki gün önceden açıkla bunu millet ona göre ayarlasın, o da yok! İzleyiciyle bu kadar dalga geçilmez. Başkası yapsa hadi neyse diyeceğim de yapan bi de futbol yayıncılığı anlamında gayet tecrübeli bir ekip. Ama alıştık nasılsa Manchester United - Chelsea maçı yerine Bez Bebek'i verenler varken o kadar da ilginç gelmiyor bu yapılan!

Kabak da Var mısın Yok musun? daki yarışmacı kıza patladı. O kadar bedduayı yiyince 5 kuruş alamadı garibim. Ha resim ne alaka diyen olursa da Show TV'nin bize yaptığı şeye en uygun olarak bunu gördüm.


UEFA Finali

İki takımında bu sene maçını izleyemedim malesef, o yüzden oyunları hakkında yorum yapmam doğru olmaz. Bayern Munich bu sene başından benim de aralarında bulunduğum %99 luk bir çoğunluğun favorisiydi UEFA Kupası’nda ki o kadroyla olsunlar da artık. Zenit St. Petersburg’la yaptıkları ikinci maçından ardından skora baktığımda “ohaa” şeklinde bir tepki vermiştim ve kendime bir tokat atmıştım acaba uyuyor muyum diye, uyumuyormuşum boşu boşuna canımı yaktım. Bu sonuçta benim Ribery için ettiğim bedduaların bir rolü var mıdır onu bilemiyorum tabi.

Şahsen, bir güçlü bir güçsüz takımın karşılaşacağı finaldense ne yapacağı belli olmayan, kaybedecek bir şeyleri olmayan, gerçek anlamda bir favorinin olmadığı iki takımın karşılaşacağı bir finali tercih ederim. Umudum kaybedecek bir şeyleri olmayacağından dolayı ikisinin de saldırması ve bize zevkli bir final yaşatmaları yönünde, inşallah öyle olur. Temennim ise bir Celtic sempatizanı olduğum ve Bayern’i eledikleri için Zenit St. Petersburg’un kazanması yönünde. İzlemek isteyenler için maç 21:45’de Show Tv’den canlı yayınlanacak. Umarım Melih anlatır da bizi Öztürk Pekin’e veya adını bilmediğim diğer Show Tv spikerine mahrum bırakmaz.

Batuhan Karadeniz

Resimdeki Cantona falan değil yanlış anlamayın, Batuhan Karadeniz, henüz sadece 17 yaşında gelecek vaad eden (en azından yeteneğiyle) bir genç. Maçı izlemedim ama izleyen arkadaşlarım penaltılara kalınca topu atacağı köşeyi kaleciye gösterip hakemden paparayı yiyip sonra da kalenin ortasına abandığını söylüyorlar (ki önceden söyleyeyim böyle yapmamışsa bile O’nun hakkındaki fikirlerim değişmez zaten daha önce yaptıkları yüzünden). 17 yaşında bir oyuncunun böyle bir hareket yapmasını nasıl tanımlarım bilemiyorum, Eurosport spikerleri bile acımış da pek üzerine gitmemişler.

Bu ilk vukuatı değil zaten, Fenerbahçe – Beşiktaş maçından sonra Higuain’i vermediği top için “kral yapmam, kral olurum” dediği yazmıştı basında. Onun dışında Beşiktaşlı arkadaşlarımın söylediğine göre, PAF maçlarında diğer oyunculara dayılanan, antrenörlere laf eden bir arkadaşmış kendisi. Tanıdık geliyor di mi? Bu ülkede çok iyi yeteneğe sahip olup da genç yaştan şımarıklığa başlayıp kendini harcayan bir çok oyuncu olduğu için Batuhan’ın da sonunun aynı şekilde gelmesi pek şaşırtmaz bizi. Bir an önce bu çocuğu birinin adam edip (artık döver mi ne yapar) sadece topunu oynaması gerektiğini söylemesi lazım, yoksa yedirirler o formayı öyle!

11 Mayıs 2008 Pazar

We Are The Champions!

Sonunda çıldırma günü geldi çattı. Çok fazla bir şey yazmayacağım daha çok resimlere yer vereceğim çünkü bu resimler zaten her şeyi yeterince anlatıyor, sadece teşekkür etmek istiyorum. Bunca zorluğa rağmen bir takımın nasıl olması gerektiğini bize gösteren Cevat Hoca’sından Servet’ine kadar herkese teşekkür ediyorum. Daha önce burda yazdığım gibi endüstriyel futbolda paranın pulun, yabancı oyuncunun, transferin, stadın yanında “takım ruhu”nun çok daha güçlü bir silah olduğunu bir kere daha kanıtladıkları ve beni yanıltmadıkları için. Hepinize teşekkürler aslanlar! Bir de bu başlığın üstüne şu videoyu izlemeden olmaz.





8 Mayıs 2008 Perşembe

Rezilix!

Yine biletix yine rezillik var bugün, Galatasaray – Gençlerbirliği Oftaş maçına bilet almak isteyenler internet başında ecel terleri döktü resmen. Kardeşim bunu daha önce yaşadın, e biliyorsun böyle bir yoğunluk olacağını yine , yapsana altyapını ona göre. Yok! Yaparlar mı hiç? Daha 15 dakika öncesinden site kilitlendi, girebilen kendini loto kazanmış sayıyor resmen, bir geri sayım var evlere şenlik, artık geri sayım mı dersin, ileri sayım mı dersin. 5 saniyeden açıyor kapıyı 180’e kadar yolu var. Hadi diyelim ki hakkaten sıraya koyuyor, e o zaman benim 15 saniye sürem varken sonradan açtığım bi pencerede 5 saniye yazmasını açıklasın bana biri, nasıl sıraya koymak bu? Ayakta adam yiyorlar.


Geçenlerde Biletix Genel Müdürü veya ona benzer bir ablamla röportaj vardı, yamulmuyorsam Hürriyet Spor’da. Diyor ki ablam, “bizim gişecilerde karaborsa olmaz, bir iki kişiyi yakaladık onları da işten atıp şikayet ettik”. Sokakta görsem “kimi yiyorsun ablam” diyeceğim aynen. Yukaridaki resim bir gösteriden falan değil, bilet kuyruğundan. Saygıdeğer! Biletix çalışanları el altından veriyor karaborsacılara, sonra ablam bizim eleman yapmaz öyle şey diyor, oldu canım, oldu güzelim!

Alkış!

Maçla ilgili yorum yapmayacağım, yapılacak pek bir şey yok zaten. 4-1 lik sonuç her şeyi açıklıyor sanırım. Büyük ölçüde beklenen oldu ve Barcelonalılar alkışladı, şuradan izleyebilirsiniz. Bence bu alkışlama olayı kendi taraftarına yapılan bi hakaretten başka bir şey değil, tamam spor barış, kardeşlik ama ezeli rekabette de bir duruş olması lazım, direk küçük düşürüyosun taraftarı. Şimdi hangi Realli bir Barcelonalı’ya “bak işte böyle alkışlatırlar adamı armut” demez ki? Ben olsam derim. Bu ilkokulda maç yaparken kritik bir pozisyon sonrası “adamın da gol diyor” tezine benziyor, direk kilitleniyorsun diyebilecek bir şeyin kalmıyor. Senin futbolcun rakibi alkışlamışsa sen ne yapacaksın ki artık, gidip o futbolcuyu yuhalarsın anca.

Bizim basın geçen sene böyle bir şeyin yoklamasını yaptı, Manchester United – Chelsea maçından sonra. Galatasaray taraftarının büyük ölçüde verdiği tepki “ne alkışlaması suratlarına tükürün” oldu ki bence bu ülkedeki bakış açısını açıklıyor bu slogan.

7 Mayıs 2008 Çarşamba

El Clasico

Tarihte ilk defa bir taraf şampiyon çıkıyor. İlginç bir maç olacak. Bakalım Barcelona alkışayacak mı?

Hoşçakal Portakal

Bugün gazetelerde bir haber vardı. Galatasaray seneye turuncu forma yaptırıyormuş. Kulüple alakası olmayan renklerde forma yapılmasına karşı çıkanlardanım. Barcelona turuncusu, Manchester United mavisi, Fenerbahçe turkuazı gibi. Hadi sarı ve kırmızı birleşince turuncu oluyor diye bi nebze görmezden gelebilirim ama mesela Ali Sami Yen'de rakibin formasıyla çakışmadığı halde siyah formayla çıkmaya tilt oluyorum. Senin bi rengin vardır o renkte forma yaparsın yanına bi de beyaz forma yaparsın çakışma sorunu da olmaz. Zaten bugüne kadar sırf ticari açıdan yapılan bu formaların hiçbiri de kalıcı olmamıştır. Elimizde siyah, pijama mavisi gibi örnekler mevcut. Bu kadar çok farklı renkte forma yapılmak isteniyorsa 93 döneminin efsanevi sarı forması var o yapılsın. Bu takımın renkleri sarı ve kırmızıdır, bu kadar basit.

6 Mayıs 2008 Salı

Para Konuşur! mu Acaba?

Geçenlerde bir grup arkadaş iş saatinde olmamıza rağmen işi gücü bırakmış harıl harıl hayattaki en büyük tutkumuz hakkında tartışıyorduk, doğru bildiniz, tabi ki futbol. Konu döndü dolaştı ki aslında başladığı noktaya dönmüş oldu, Galatasaray - Fenerbahçe rekabetine geldi. Bir Fenerli arkadaş, her Fenerli arkadaşın yaptığı gibi olayı Fenerbahçe'nin mali konudaki üstünlüğüne getirdi ki zaten çoğu Fenerbahçeli’nin jokeri bu, her sıkıştığı anda gelirlerden, forma satışlarından falan bahsedip durdu.

Bir kere şunu önceden belirteyim, bu yazı Galatasaray - Fenerbahçe karşılaştırması yapmak için yazılmamıştır. Bu yazının yazılış amacı mali durumun futboldaki yerini irdelemek ve bu yere bakış açısının ülkemizde ve dünyadaki şeklini bir teraziye koymaktır. Ülkemizde de bu rekabet Galatasaray-Fenerbahçe arasında olduğu gibi ister istemez ordan örnekler çıkıyor.

Merak ediyorum, acaba bu bir tek bizim ülkemizde mi böyle? Acaba bir Arsenalli, bir Liverpoollu'ya "lan oğlum bizim gelirler sizinkinin iki katı, beş tane şampiyonlar ligi şampiyonluğunuz varsa ne olmuş yani" diyor mudur? Veya son üç senede gerçekten büyük başarılar elde etmiş ve şu anda Barcelona'nın önünde bulunan Villarrealli'ye bir Barcelonalı "ikinciysen ikincisin bizim stadımız 100.000 kişi senin konuşmaya hakkın yok!" diyor mudur? Tamam zaman endüstriyel futbol zamanı, merchandising, bilmemnayzing, gelir falan bunlar önemli şeyler ama biz burda tek amacı para kazanmak olan bir şirketten mi bahsediyoruz yoksa bir futbol takımından mı? Para kazanmak burda amaç değil, bir araç. Ne için araç? Başarı için. Bir futbol takımının başarısı neyle ölçülür? Kazandığı kupalarla. E sen kupa kazanamadıktan sonra istersen 1 milyar dolar gelir elde et her sene ne olmuş ki? Bir taraftar müzeni gezdiğinde kazandığın kupalara mı daha çok ilgiyle bakar yoksa stadında kıçının altındaki ısıtma sistemine mi? Tabi ki günümüz futbolunda onlar da önemli ama bi getirisi yoksa tereyağın olup da sürecek ekmek bulamamana benzetiyorum ben. Bizdeki duruma baktığımızda da Galatasaray ile mali açıdan çok daha güçlü olan Fenerbahçe’nin, bu yıl Avrupa’daki başarısını bi kenara koyduğumuzda son 4 senedeki şampiyonluk sayıları eşittir (bu seneyi de saydım).

Deloitte Football Money Lague sıralamasında 18. olan ve yıllık geliri 107 milyon Euro olan Valencia küme düşüyor yahu bir başka örnek 130 milyon Euro geliri olan Newcastle United’ın hali içler acısı, e o zaman biz hala neyin tribindeyiz? Bir Valencia taraftarına, “evladım bak bir seneye stadımız 75.000 kişilik olacak” dersek “ooo süper abi” mi der? Yoksa “birader ne diyorsun sen takım küme düşüyor sen hala staddasın, kafan mı iyi” senin der? Yani bir başarı getirmedikten sonra stadın, yapılan yıldız transferlerinin bi önemi yok bana göre.

Yok yaa sanmıyorum ben, kendisini yarı finalde eleyen bir Zenit St. Petersburglu'ya bir Bayern Münichli'nin "peeeh bizim Ribery sizin takımın toplamının üç katı, bizi eleyip finale çıkmışsanız ne olmuş yani" dediğini. Bir tek bizim ülkemizde vardır muhtemelen.