8 Mayıs 2008 Perşembe

Rezilix!

Yine biletix yine rezillik var bugün, Galatasaray – Gençlerbirliği Oftaş maçına bilet almak isteyenler internet başında ecel terleri döktü resmen. Kardeşim bunu daha önce yaşadın, e biliyorsun böyle bir yoğunluk olacağını yine , yapsana altyapını ona göre. Yok! Yaparlar mı hiç? Daha 15 dakika öncesinden site kilitlendi, girebilen kendini loto kazanmış sayıyor resmen, bir geri sayım var evlere şenlik, artık geri sayım mı dersin, ileri sayım mı dersin. 5 saniyeden açıyor kapıyı 180’e kadar yolu var. Hadi diyelim ki hakkaten sıraya koyuyor, e o zaman benim 15 saniye sürem varken sonradan açtığım bi pencerede 5 saniye yazmasını açıklasın bana biri, nasıl sıraya koymak bu? Ayakta adam yiyorlar.


Geçenlerde Biletix Genel Müdürü veya ona benzer bir ablamla röportaj vardı, yamulmuyorsam Hürriyet Spor’da. Diyor ki ablam, “bizim gişecilerde karaborsa olmaz, bir iki kişiyi yakaladık onları da işten atıp şikayet ettik”. Sokakta görsem “kimi yiyorsun ablam” diyeceğim aynen. Yukaridaki resim bir gösteriden falan değil, bilet kuyruğundan. Saygıdeğer! Biletix çalışanları el altından veriyor karaborsacılara, sonra ablam bizim eleman yapmaz öyle şey diyor, oldu canım, oldu güzelim!

Alkış!

Maçla ilgili yorum yapmayacağım, yapılacak pek bir şey yok zaten. 4-1 lik sonuç her şeyi açıklıyor sanırım. Büyük ölçüde beklenen oldu ve Barcelonalılar alkışladı, şuradan izleyebilirsiniz. Bence bu alkışlama olayı kendi taraftarına yapılan bi hakaretten başka bir şey değil, tamam spor barış, kardeşlik ama ezeli rekabette de bir duruş olması lazım, direk küçük düşürüyosun taraftarı. Şimdi hangi Realli bir Barcelonalı’ya “bak işte böyle alkışlatırlar adamı armut” demez ki? Ben olsam derim. Bu ilkokulda maç yaparken kritik bir pozisyon sonrası “adamın da gol diyor” tezine benziyor, direk kilitleniyorsun diyebilecek bir şeyin kalmıyor. Senin futbolcun rakibi alkışlamışsa sen ne yapacaksın ki artık, gidip o futbolcuyu yuhalarsın anca.

Bizim basın geçen sene böyle bir şeyin yoklamasını yaptı, Manchester United – Chelsea maçından sonra. Galatasaray taraftarının büyük ölçüde verdiği tepki “ne alkışlaması suratlarına tükürün” oldu ki bence bu ülkedeki bakış açısını açıklıyor bu slogan.

Taktik Faul Finito

Maç yazısını Salsa yazmış bize şurdan okumak düşer de benim dikkatimi çeken bir şey var, son dakikada Johnsen’in pozisyona sportmenlik dışı faul verildi, kural öyleymiş, topla alakası olmayan her pozisyon sportmenlik dışıymış artık. E o zaman göbekten taktik faulü kaldırın olsun bitsin. Taktik faulün topla alakalı olanı nasıl oluyor biri öğretsin veya bana bi zahmet.

7 Mayıs 2008 Çarşamba

El Clasico

Tarihte ilk defa bir taraf şampiyon çıkıyor. İlginç bir maç olacak. Bakalım Barcelona alkışayacak mı?

Hoşçakal Portakal

Bugün gazetelerde bir haber vardı. Galatasaray seneye turuncu forma yaptırıyormuş. Kulüple alakası olmayan renklerde forma yapılmasına karşı çıkanlardanım. Barcelona turuncusu, Manchester United mavisi, Fenerbahçe turkuazı gibi. Hadi sarı ve kırmızı birleşince turuncu oluyor diye bi nebze görmezden gelebilirim ama mesela Ali Sami Yen'de rakibin formasıyla çakışmadığı halde siyah formayla çıkmaya tilt oluyorum. Senin bi rengin vardır o renkte forma yaparsın yanına bi de beyaz forma yaparsın çakışma sorunu da olmaz. Zaten bugüne kadar sırf ticari açıdan yapılan bu formaların hiçbiri de kalıcı olmamıştır. Elimizde siyah, pijama mavisi gibi örnekler mevcut. Bu kadar çok farklı renkte forma yapılmak isteniyorsa 93 döneminin efsanevi sarı forması var o yapılsın. Bu takımın renkleri sarı ve kırmızıdır, bu kadar basit.

6 Mayıs 2008 Salı

Iron Man

Çizgi romanını okumadım, çizgi filmini de Spider-Man’in her bölümünü en az 50 kere falan izleyen biri olaraktan beğenmem, çok çocuksu geliyor ama uzun süredir şöyle gelse de gitsem diyebileceğim bir film olmadığı için fragmanlarından gördüğüm kadarıyla o boşluğu dolduruyordu. Çok bir şey beklemeden gittim, çizgi romanını da çok bilmediğim için nasıl uyarlanmış ne kadar sadık kalınmış o konuda bi yorum yapmayacağım ama gerçekten başarılı olmuş, Transformers’dan beri baya zaman geçmişti bu tip film izlemeyeli, sevdim.

Bi kere kostüm karizma ötesi, Spider-Man’in simbiyot kostümüyle çekişir, o derece. Robert Downey Jr. cuk oturmuş, zaten sevdiğim bir abimdi, sakal da yakışmış hani, cool durmuş. Sonra espri yeteneği olan zenginleri zaten severim de onu geçtim espri yeteneği olan robot var yahu. Gywneth Paltrow güzel bi ekstra olmuş, gülümsemesi bile insanın içini ısıtıyor. Genel olarak baktığımızda bir sanat eseri değil veya Oscarlık bir konusu yok, filmin başından itibaren olacakları çözmek pek zor değil ama bir çizgi roman uyarlamasının gerektirdiği bütün özelliklere sahip. Mizah var, bol bol aksiyon sahnesi var, takip sahnesi var (arabayla değil uçakla :) ), sonuna kadar sürüklüyor yani sıkılmıyorsunuz, en azından ben sıkılmadım, Hulk da gayet sıkılmıştım mesela. Bir tek bana göre kötü adam biraz zayıf kalmış daha baskın olabilirdi diye düşünüyorum ama dedim ya çizgi romanını bilmiyorum belki onda da bu şekildedir.

Yani bu kısır sinema döneminde bir süre idare eder Iron Man, tavsiye ederim. Zaten gelmesini beklediğim çoğu film de ardı ardına gelecek. Bunlardan en önemlisi The Dark Knight’ı, to be continued finalleri arasında en efsanevilerden biri olan sahneden (Batman Begins’deki joker kartı sahnesi) (sahneyi koyardım ama devlet baba sağolsun yine yasaklamış youtube’u, uğraşmanız gerekir) beri ailecek bekliyoruz zaten. Ondan sonra da Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull var ki o bir iki haftaya geliyor. Bir de The Incredible Hulk’la Hellboy 2 var ama ikisinin de ilk filmlerini beğenmemiştim.

Bu arada yukarıdaki kostümden ben de istiyorum yav bi tane, gerçeği olmadı oyuncağına falan da razıyım yani. Bir de Tony Stark’ın evi diyorum, nasıl bir evdir o yahu, nefret ediyorum böyle filmlerden bu yüzden insanı olmadık hayallere sürüklüyor. Paranın gözü kör olsun.

Para Konuşur! mu Acaba?

Geçenlerde bir grup arkadaş iş saatinde olmamıza rağmen işi gücü bırakmış harıl harıl hayattaki en büyük tutkumuz hakkında tartışıyorduk, doğru bildiniz, tabi ki futbol. Konu döndü dolaştı ki aslında başladığı noktaya dönmüş oldu, Galatasaray - Fenerbahçe rekabetine geldi. Bir Fenerli arkadaş, her Fenerli arkadaşın yaptığı gibi olayı Fenerbahçe'nin mali konudaki üstünlüğüne getirdi ki zaten çoğu Fenerbahçeli’nin jokeri bu, her sıkıştığı anda gelirlerden, forma satışlarından falan bahsedip durdu.

Bir kere şunu önceden belirteyim, bu yazı Galatasaray - Fenerbahçe karşılaştırması yapmak için yazılmamıştır. Bu yazının yazılış amacı mali durumun futboldaki yerini irdelemek ve bu yere bakış açısının ülkemizde ve dünyadaki şeklini bir teraziye koymaktır. Ülkemizde de bu rekabet Galatasaray-Fenerbahçe arasında olduğu gibi ister istemez ordan örnekler çıkıyor.

Merak ediyorum, acaba bu bir tek bizim ülkemizde mi böyle? Acaba bir Arsenalli, bir Liverpoollu'ya "lan oğlum bizim gelirler sizinkinin iki katı, beş tane şampiyonlar ligi şampiyonluğunuz varsa ne olmuş yani" diyor mudur? Veya son üç senede gerçekten büyük başarılar elde etmiş ve şu anda Barcelona'nın önünde bulunan Villarrealli'ye bir Barcelonalı "ikinciysen ikincisin bizim stadımız 100.000 kişi senin konuşmaya hakkın yok!" diyor mudur? Tamam zaman endüstriyel futbol zamanı, merchandising, bilmemnayzing, gelir falan bunlar önemli şeyler ama biz burda tek amacı para kazanmak olan bir şirketten mi bahsediyoruz yoksa bir futbol takımından mı? Para kazanmak burda amaç değil, bir araç. Ne için araç? Başarı için. Bir futbol takımının başarısı neyle ölçülür? Kazandığı kupalarla. E sen kupa kazanamadıktan sonra istersen 1 milyar dolar gelir elde et her sene ne olmuş ki? Bir taraftar müzeni gezdiğinde kazandığın kupalara mı daha çok ilgiyle bakar yoksa stadında kıçının altındaki ısıtma sistemine mi? Tabi ki günümüz futbolunda onlar da önemli ama bi getirisi yoksa tereyağın olup da sürecek ekmek bulamamana benzetiyorum ben. Bizdeki duruma baktığımızda da Galatasaray ile mali açıdan çok daha güçlü olan Fenerbahçe’nin, bu yıl Avrupa’daki başarısını bi kenara koyduğumuzda son 4 senedeki şampiyonluk sayıları eşittir (bu seneyi de saydım).

Deloitte Football Money Lague sıralamasında 18. olan ve yıllık geliri 107 milyon Euro olan Valencia küme düşüyor yahu bir başka örnek 130 milyon Euro geliri olan Newcastle United’ın hali içler acısı, e o zaman biz hala neyin tribindeyiz? Bir Valencia taraftarına, “evladım bak bir seneye stadımız 75.000 kişilik olacak” dersek “ooo süper abi” mi der? Yoksa “birader ne diyorsun sen takım küme düşüyor sen hala staddasın, kafan mı iyi” senin der? Yani bir başarı getirmedikten sonra stadın, yapılan yıldız transferlerinin bi önemi yok bana göre.

Yok yaa sanmıyorum ben, kendisini yarı finalde eleyen bir Zenit St. Petersburglu'ya bir Bayern Münichli'nin "peeeh bizim Ribery sizin takımın toplamının üç katı, bizi eleyip finale çıkmışsanız ne olmuş yani" dediğini. Bir tek bizim ülkemizde vardır muhtemelen.

Motor!


Herkese merhaba. Son zamanlarda çok güçlü bir şekilde esen blog rüzgarına daha fazla karşı koyamadım ben de. Blog açma nedenime gelince saygıdeğer Parma Maniac’ın şurada belirttiği şeylerle aşağı yukarı aynı, en çok takip ettiğim iki blog olan Tardini Büfe ve Aceto Balsamico’yu uzun süre takip ettikten sonra istemdışı kafamda yazdığım yazıları söylediğim şeyleri sanal ortama dökeyim bari de bir işe yarasın dedim, böylece hem sabahlara kadar keyif alarak yaptığım futbol geyiklerini burada da yapmış olup, bir bağımlının uyuşturucu aldığında yarattığı yatıştırıcı etkiyi kendi üzerimde sağlar, hem de belki bu tartışmaları yapabileceğim üç beş yeni kişiyle tanışmış olurum.

Peki kimim ben? İktisat bölümünde 6. senesini okumakta olup da, bu sene artık bitirip iş hayatına atılmayı ümit eden, aşağı yukarı bütün spor dallarından zevk alan, bunun yanında sinemaya gitmekten ve müzik dinlemekten vazgeçemeyen, Meksika yemeklerine tutkun, ertesi gün iki tane sınavı varken oturup maç izleyen, en büyük hayali dünyadaki bütün büyük derbileri yerinde izlemek olan yani kısaca anladığınız gibi iflah olmayan bir futbol manyağıyım.

Peki ne yazacağım? Genel olarak yukardaki şeyler, spor, dergilerden, sağdan soldan bulduğum ilginç şeyleri paylaşacağım, sinema, arada bir müzik olabilir, tabi bunlar dışında da muhtemelen tek tük şeyler olacaktır ama şu anda aklımda belli bir şey yok.

Bu arada yukarıda bahsettiğim iki önemli şahısı takip ediyor olmamdan dolayı, eğer blogda onlarınkilerle benzer şeyler görürseniz (her ne kadar istemesem de bilinçaltı olabilir) lütfen bunu özentilik veya hırsızlık yerine Hagi’yi kendine örnek alıp onu izleyerek büyüyen bir çocuğun stilinin istemdışı Hagi’ye benzemesi olarak algılayın. Çünkü bu kadar keyif alarak okuduğun kişilerden etkilenmemek mümkün değil kanımca. Zaten bu blog da tamamen bir kendini tatmin etme çabasıdır ve sahibi bir gün yazmaktan sıkılsa bile onları takip etmeye devam edecektir.

Bir de not olaraktan arada bir konuk yazar olarak www.futbolekstra.net'in yapımcısı olan mR(h) arkadaşımın yazılarına da yer vereceğimi belirtmekten gurur duyarım.