17 Mayıs 2008 Cumartesi

Tarih Bir Kere Yazıldı

Bugün günlerden 17 Mayıs 2008, büyük zaferin sekizinci yıldönümü. İnsan hiç defalarca izlediği bir maçı bir kere daha izleyip de aynı heyecanı yaşar mı? Yaşıyormuş. Gözler yine dolmuş, tüyler diken diken. Hangimiz Arif’in bomboş kaldığı pozisyonda “vur be!” diye bağırmadık ki? Veya hangimiz gözlerimizi kapamadık Keown beş metreden topu tribünlere yolladığında? Hangimiz için zaman durmadı tanrı, kendi ellerini Taffarel’e armağan verdiğinde ya da lanet etmedi dünyaya Hagi kırmızı gördüğünde? Popescu’nun topun başına geçtiğinde Levent Özçelik’in titreyen sesiyle “hadi Popescu, hadi oğlum” deyişi hangimizin kulaklarında hala çınlamıyor? Hangimiz ağlamadık ki hüngür hüngür? Bugün günlerden 17 Mayıs 2008, büyük zaferin sekizinci yıldönümü.

O heyecanı bir daha yaşamak isteyenler için; 1. bölüm, 2. bölüm


16 Mayıs 2008 Cuma

Ağzıma Tüküreyim!

Ne ağız varmış kardeşim bende be! Daha iki yazı önce gönlümün 1 numarasına yükseldi dedim, İstanbul Cup’a gelmeyeceğini açıklamış Hantuchova. Başka bahara kaldı artık kendisini görme şerefi.

Aslan Götürsün Sizi

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı, Antalya Hayvanat Bahçesi’ndeki aslanı Ali Sami Yen’e gönderen sorumlular hakkında soruşturma açmış. Ulan aç aslanla aynı kafese düşün emi! Memlekette başka sorun kalmamış, her şey güllük gülistanlık sanki de aslan olay oldu. Hayır duyan da aslana işkence edildi, beş gün aç bırakıldı, sırtlanların arasına atıldı falan sanacak. Millet oturduğu yerden dava açıyor, buna gelene kadar bütün hayvanat bahçelerini kapatın o zaman. Ama bir kasa sodanın halledemeyeceği sorun yok. Yanlış anlaşılmasın gayet severim hayvanları onbir yaşında bir köpeğim var. Bana kalırsa asıl egoları uğruna veya ünlü olma çabaları için aslanı kullananları atmak lazım o kafese!

To Be Continued...

Iron Man’le ilgili olan yazımda Batman Begins’in final sahnesinin muhteşemliğinden bahsetmiş ama videosunu koyamamıştım Youtube’ün engelli olması sebebiyle, buyrun keyfini çıkara çıkara izleyin. Ama elinizi çabuk tutmanızı tavsiye ederim bir iki güne canı sıkılan bir savcı yine kapattırır muhtemelen.

Bazı sahneler vardır ki sırf o sahne için bile koca bir film izlenir diye düşünürken Punisher’ın harikulade araba patlatma sahnesi geldi aklıma onu da koyamadan edemedim. Ahanda!

Bir Yıldız Kaydı!

Geçen gün tenis dünyasını çok üzen bir olay yaşandı. Roland Garros’a sadece bir hafta kala, geçen senenin şampiyonu, dünya 1 numarası Justine Henin-Hardenne tenisi bıraktığını açıkladı. Tenisi Martina Hingis’le seven ve ondan sonraki ikinci favorisi Justine Henin-Hardenne olan biri olaraktan daha bir ayrı üzüldüm. Sharapova gibi tenis dışı etkenlerini kullanarak bundan avantaj sağlamaya çalışanların olduğu bir dönemde Henin-Hardenne tutunacak bir daldı benim için.

Emekli olmasına sebep olarak kariyerini bir heyecan üstüne kurduğunu fakat artık bu heyecanı hissetmemesi olarak göstermiş Henin-Hardenne. Sadece 25 yaşında bu heyecanı kaybetmesi üzücü tabi ama umarım onun için en iyisi olur. Biz tenisseverler için olmayacağı kesin. Umarım meydan Sharapova’nın o iğrenç, sinir bozucu çığlıklarına kalmaz. Bu arada Henin-Hardenne’nin de bırakmasıyla gönlümün 1 numarasına Daniela Hantuchova yükselmiş oldu.

15 Mayıs 2008 Perşembe

Finalin Ardından

Maç yazısında yazmıştım, umduğum gibi bir maç oldu diyebilirim, sadece Rangers’ın biraz daha atak olmasını bekliyordum, Zenit saldırdı onlar savundu maçın çoğunluğunda. En azından sıkıcı bir maç olmadı. Özetle haketti Zenit kupayı. Rangers, golü yedikten sonraki 20 dakikalık bölümde bile 1-0 geride bir takım gibi oynamadı, sadece uzatma dakikalarında bir tane karambol pozisyonları var.

Oyuncu bazında pek yorum yapamayacağım Show TV sağolsun, küçük, dandik bir görüntü ve İspanyolca bir anlatıma maruz bıraktığı için. Onlar için yeterince konuştuk aşağıda, daha fazla akıllara getirip de sinirimizi bozmaya lüzum yok.


14 Mayıs 2008 Çarşamba

Armut Dalda Asılsın, Şeker Show TV Nasılsın?

O kiraz dudaklara, bu taraftar asılsın diyeceğim uymayacak. Ne diyeyim ki ben şimdi? Dünyanın kulüpler bazında en önemli ikinci turnuvanın finalinin yayın hakkını almışsın, canlı vermiyorsun. Niye peki? Var mısın Yok musun? la çakışıyor. Kardeşim haftanın beş gününde veriyorsun zaten bir gün geç ver ne olacak? Senin ne hakkın var izleyiciyle maytap geçmeye? Dandik bir görüntü ve İspanyolca spikere mahrum bırakmaya?

Hadi vermiyorsun, vermeyeceksin, e niye alıyorsun o yayın hakkını yahu? Alma başkası alsın adam gibi versin, yoook olmaz ben vermiyorsam başkası da veremez! Hadi vermeyeceksin e niye o zaman vereceğim diye reklamını yapıyorsun? Maçın başlamasına beş dakika bile internet sitenden yayın akışına bakanlar "ooo süper Show veriyor maçı diyor" sen o an itibariyle altyazı geçiyorsun maç banttan verilecek diye. İki gün önceden açıkla bunu millet ona göre ayarlasın, o da yok! İzleyiciyle bu kadar dalga geçilmez. Başkası yapsa hadi neyse diyeceğim de yapan bi de futbol yayıncılığı anlamında gayet tecrübeli bir ekip. Ama alıştık nasılsa Manchester United - Chelsea maçı yerine Bez Bebek'i verenler varken o kadar da ilginç gelmiyor bu yapılan!

Kabak da Var mısın Yok musun? daki yarışmacı kıza patladı. O kadar bedduayı yiyince 5 kuruş alamadı garibim. Ha resim ne alaka diyen olursa da Show TV'nin bize yaptığı şeye en uygun olarak bunu gördüm.


Rengini Seç

Keşke bütün tribünler böyle tek renk olsa.

UEFA Finali

İki takımında bu sene maçını izleyemedim malesef, o yüzden oyunları hakkında yorum yapmam doğru olmaz. Bayern Munich bu sene başından benim de aralarında bulunduğum %99 luk bir çoğunluğun favorisiydi UEFA Kupası’nda ki o kadroyla olsunlar da artık. Zenit St. Petersburg’la yaptıkları ikinci maçından ardından skora baktığımda “ohaa” şeklinde bir tepki vermiştim ve kendime bir tokat atmıştım acaba uyuyor muyum diye, uyumuyormuşum boşu boşuna canımı yaktım. Bu sonuçta benim Ribery için ettiğim bedduaların bir rolü var mıdır onu bilemiyorum tabi.

Şahsen, bir güçlü bir güçsüz takımın karşılaşacağı finaldense ne yapacağı belli olmayan, kaybedecek bir şeyleri olmayan, gerçek anlamda bir favorinin olmadığı iki takımın karşılaşacağı bir finali tercih ederim. Umudum kaybedecek bir şeyleri olmayacağından dolayı ikisinin de saldırması ve bize zevkli bir final yaşatmaları yönünde, inşallah öyle olur. Temennim ise bir Celtic sempatizanı olduğum ve Bayern’i eledikleri için Zenit St. Petersburg’un kazanması yönünde. İzlemek isteyenler için maç 21:45’de Show Tv’den canlı yayınlanacak. Umarım Melih anlatır da bizi Öztürk Pekin’e veya adını bilmediğim diğer Show Tv spikerine mahrum bırakmaz.

The Forbidden Kingdom


Öncelikle söyleyeyim, dövüş sevmeyenler gitmesin bu filme. Çünkü genel olarak dövüş sahneleri ağırlıklı. Açıkçası giderken konusuna bile bakmadım hiç. Jet li ismini görmem yetti gitmem için. Biraz daha ağır bir film bekliyordum beklediğimden daha masalsı çıktı, hoş da oldu. Konusu itibariyle bir The Lord Of The Rings havası var. Sihirli bir asayı sahibine ulaştırmak için Amerika’dan Antik Çin'e yolculuğa çıkan bir gencin hikayesini anlatıyor. Yolda tanıştığı birkaç kişi ona bu serüveninde yardım ediyor falan. Basit bir konusu var ama sıkmıyor.

Jackie Chan’in varlığı yanıltmasın, öyle aptal komedi filmlerinden değil, Jet Li Baba her zamanki gibi dövüş sahnelerinde döktürüyor. Jackie Chan’la beraber iyi bir ikili olmuşlar. Bu arada filmin başrolündeki genç oyuncu Michael Angarano’yu bir diğer yükselen yetenek olan Shia LaBeouf’a çok benzettim ben, bakalım siz de benzetecek misiniz?


Batuhan Karadeniz

Resimdeki Cantona falan değil yanlış anlamayın, Batuhan Karadeniz, henüz sadece 17 yaşında gelecek vaad eden (en azından yeteneğiyle) bir genç. Maçı izlemedim ama izleyen arkadaşlarım penaltılara kalınca topu atacağı köşeyi kaleciye gösterip hakemden paparayı yiyip sonra da kalenin ortasına abandığını söylüyorlar (ki önceden söyleyeyim böyle yapmamışsa bile O’nun hakkındaki fikirlerim değişmez zaten daha önce yaptıkları yüzünden). 17 yaşında bir oyuncunun böyle bir hareket yapmasını nasıl tanımlarım bilemiyorum, Eurosport spikerleri bile acımış da pek üzerine gitmemişler.

Bu ilk vukuatı değil zaten, Fenerbahçe – Beşiktaş maçından sonra Higuain’i vermediği top için “kral yapmam, kral olurum” dediği yazmıştı basında. Onun dışında Beşiktaşlı arkadaşlarımın söylediğine göre, PAF maçlarında diğer oyunculara dayılanan, antrenörlere laf eden bir arkadaşmış kendisi. Tanıdık geliyor di mi? Bu ülkede çok iyi yeteneğe sahip olup da genç yaştan şımarıklığa başlayıp kendini harcayan bir çok oyuncu olduğu için Batuhan’ın da sonunun aynı şekilde gelmesi pek şaşırtmaz bizi. Bir an önce bu çocuğu birinin adam edip (artık döver mi ne yapar) sadece topunu oynaması gerektiğini söylemesi lazım, yoksa yedirirler o formayı öyle!

11 Mayıs 2008 Pazar

We Are The Champions!

Sonunda çıldırma günü geldi çattı. Çok fazla bir şey yazmayacağım daha çok resimlere yer vereceğim çünkü bu resimler zaten her şeyi yeterince anlatıyor, sadece teşekkür etmek istiyorum. Bunca zorluğa rağmen bir takımın nasıl olması gerektiğini bize gösteren Cevat Hoca’sından Servet’ine kadar herkese teşekkür ediyorum. Daha önce burda yazdığım gibi endüstriyel futbolda paranın pulun, yabancı oyuncunun, transferin, stadın yanında “takım ruhu”nun çok daha güçlü bir silah olduğunu bir kere daha kanıtladıkları ve beni yanıltmadıkları için. Hepinize teşekkürler aslanlar! Bir de bu başlığın üstüne şu videoyu izlemeden olmaz.