23 Mayıs 2008 Cuma

Kombine sattırmak

Line Jensen, Danimarka 17 Yaş Altı Kadın Milli Takımı'nın savunmacısı. Galatasaray transfer etsin gideyim direk 5 yıllık kombinemi alayım. Song'u izleyeceğime onu izlemeyi tercih ederim.

Star Wars: The Clone Wars

Star Wars The Clone Wars 15 Ağustos 2008’de Amerika’da gösterime girecek. Ülkemizde de sanırım Eylül civarında beyazperdeye yansıyacak fakat Türkçe dublaj gibi gerizekalı bir şey yapıyorlar, umarım bazı sinemalarda orijinal haliyle de izleyebiliriz en azından. Kardeşim hiç mi akıllanmazsınız siz? The Simpsons’dan hiç mi ders almadınız? Sponge Bob Square Pants’mi bu da Türkçe veriyorsunuz? Allah akıl fikir versin diyelim geçelim çünkü girersek çıkamayız buraya. Tabi nete düştükten sonra Eylül’e kadar bekleyebilir miyiz? Hiç sanmıyorum.


Film, daha doğrusu 3D animasyon yine Clone Wars’daki gibi ikinci ve üçüncü filmlerin arasında geçen zamanı anlatıyor. Çizgi film olayını 3D den daha çok seven biri olaraktan bu özelliği beni biraz üzse de Star Wars olsun taştan olsun diyerekten lightsaberın “ciuuv” efektini her duyduğunda gaza gelen biri olarak evin içinde oyuncak lightsaberımla (mavi tabi ki, the dark sidela işim olmaz) bir oraya bir buraya koşmama yetti de arttı.

Fragmanı izlemek isteyenler şuraya buyursun, fragmanlar gayet güzel olmuş, zaten o müziklerle ne kadar kötü olabilir o da ayrı konu. Bu arada filmde yeni karakterler de olacakmış. Filmden sonra Cartoon Network de 22 dakikalık bölümler yayınlanacak ve en azından 100 bölüm olması bekleniyor. Madem bu kadar Star Wars konuştuk, süper ötesi bir lightsaber sahnesiyle kapanışı yapalım. May the force be with you.

22 Mayıs 2008 Perşembe

If You Are Guilty You Are Dead!

Türk halkı olarak çok büyük çoğunlukla atari salonlarında tanıştığımız The Punisher’ın devam filmi Punisher War Zone’un teaser posteri yayınlandı, poster gayet hoş olmuş, t-shirtü alınır bunun denecek cinsten, fakat filmin kadrosu ilk filme göre komple değişik. “Si vis pacem para bellum” (barış istiyorsan savaşa hazırlan) gibi muhteşem bir sözü beyinlerimize kazıyan Frank Castle abimiz rolünde Rome’da Titus Pullo rolüyle tanıdığımız Ray Stevenson var ki bence ilk filmde Thomas Jane cuk oturmuştu. Ray Stevenson, Frank Castle için fazlasıyla “laubali” kaçıyor bana göre (en azından Rome’daki haliyle diyelim), Thomas Jane ise soğuk, sert bakışlı,acımasız biri için gayet güzel bir seçimdi.


Benim devam filmlerinde en önem verdiğim şey kadrodur, kadronun değişmesiyle ve de beğenmediğim bir şekilde değişmesiyle film bana şimdiden bir fiyasko olacak gibi geliyor. İlk filmde bir şaheser değildi ve çoğu kişi tarafından beğenilmemişti ama ben severek izlemiştim, özellikle sırf daha önce de yazdığım araba patlatma sahnesi için bile izlenirdi, fakat ikinci filmin o havayı bile yakalayabileceğini sanmıyorum pek. Bu arada filmin Amerika’da 5 Aralık 2008’de gösterime girmesi bekleniyor. İsteyenler o zamana kadar resmi sitesinden resimlerle falan idare edebilirler. Müziği dinlemek isteyenler de şuraya uğrayıversinler.

21 Mayıs 2008 Çarşamba

Pinturicchio

Herkesin kendi döneminde izleyip de deyim yerindeyse “taptığı” bir oyuncu vardır ya Alessandro Del-Piero’da benim için bu roldedir, bir efsanedir. Bir bayrak adamın, bir kaptanın nasıl olması gerektiğini gösterir Del-Piero. Dile kolay 500’ün üzerinde forma giymiş Juventus’da ve 250’ye yakın golü var. Takımı ikinci lige düşmesine rağmen onu yalnız bırakmadı ve herkesin bitti dediği anda adeta ikinci baharındaymışçasına 34 yaşında İtalya gibi bir ligde gol kralı oldu Del-Piero ve milli takıma seçilmeyi sonuna kadar haketti bana kalırsa. Umarım daha uzun yıllar oynarsın da bizi o muhteşem futbolundan mahrum bırakmazsın Pinturicchio.


20 Mayıs 2008 Salı

Elfler de Ölür

Geçenlerde yapılan snooker dünya şampiyonasını her gördüğümde O geldi aklıma ve O’nun anısına bir şeyler yazmak istedim. Büyük bir çoğunluğa snooker sevdiren iki adam varsa bu dünyada, biri Ronnie O’Sullivan, diğeri Paul Hunter’dır bana göre. Benimki Hunter’dı. Zap yaparken o sırma saçlarını görüp de “kim ulan bu herif amma yakışıklıymış” dediğimi dün gibi hatırlarım, sonra izleye izleye kuralları öğrenmeye başlayıp ne kadar muhteşem bir oyun olduğunu gördüm snookerın, o gün bu gündür en sevdiğim sporlar arasında yer alır.

Sonra gün geldi feci bir haber düştü snooker dünyasına ve hepimizi yıktı adeta. O illet hastalığa yakalandı Hunter, mide kanserinin az rastlanan bir türüne , o gencecik yaşında. Bir süre ara verdikten sonra geri döndü snookera, ona “snookerın Beckham’ı” denmesinin en büyük sebebi olan güzelim saçlarını kaybettiğini gördük. Olsun O’nun saçsız hali de yeterdi. Fakat eski formuna ulaşamadı. 9 Ekim 2006’da da doğumgününden beş gün önce hayata gözlerini yumduğunda sadece 28 yaşındaydı, ardında karısını, 1 yaşındaki kızını ve gözleri yaşlı binlerce insanı bıraktı.

Niye gittin be Paul? Kazanacak çok şampiyonluk vardı daha. Çok özlüyorum seni. Umarım gittiğin yerde mutlusundur. Biz seni hep 2004 Masters Finali’nde O’Sullivan’ı 2-7’den gelip yendiğindeki muhteşem gülümsemenle hatırlayacağız!

Hoşgeldiniz

Antalyaspor, Kocaelispor, Eskişehirspor. Turkcell Süper Lig’in yeni üyeleri bunlar oldu. Gerçi yeni demek ne kadar doğru olur orası da ayrı konu. Bana sorsalar kimler çıksın diye söyleyeceğim takımların içinde üçü de olurdu kesin. Severim taraftarı olan şehir takımlarını. Bir de şu gereksiz belediye takımlarından falan temizlenirsek süper olacak valla. Neyse hoşgeldiniz sefa getirdiniz diyorum hepsine.

18 Mayıs 2008 Pazar

Parma'dan da Duyulsun!

İtalya’da son haftaya gelirken hala şampiyon ve küme düşen son takım belli değil. Bugün oynanacak Parma – Inter ve Catania – Roma maçlarıyla belli olacak. Inter, Roma’nın 1 puan önünde ve Roma’nın kazanması halinde mutlak kazanması lazım şampiyon olmak istiyorsa, rakiplerine baktığımızda ise Parma’nın mutlaka kazanıp Catania’nın puan alamaması için dua etmesi gerekiyor. Şampiyonu belirleyecek takım küme düşme potasında yani. Geçen hafta Inter penaltı kazandığında artık herkes “tamam bu iş bitti” derken penaltının kaçmasıyla Romalılar için umut, küllerinden doğdu, bu arada Roma’nın renkleri de sarı – kırmızı. Ne dersiniz eldeki veriler tanıdık geldi mi? Hatta bakarsınız Inter maçı 16 dakika uzar da, sonra “saat kaç? Parma’dan da duyulsun” diye sesler yükselir başkentten.

Düşen Düşene

Bu sene küme düşme anlamında gerçekten çok ilginç şeyler oluyor tüm Avrupa’da, Fransa’da Lens düştü ki bu takım son iki senenin dördüncüsü ve beşincisi, daha birkaç sezon önce şampiyonlar liginde oynuyorlardı. Çınar PSG bu sefer de ucundan kurtardı. İspanya’da Real Zaragoza son maçta düşmemek için oynayacak ki onlar da geçen sene altıncı idiler, o kadroyla nasıl bu durumdalar anlamak mümkün değil, hele küme düşmenin eşiğinden kurtulan bir Valencia var ki, üniversite tezlerine konu olur vallahi, hani denir ya şu takım teknik direktörsüz çıksın yine ilk üçe girer, o tezin yerle bir olduğu andır bana kalırsa, milli takıma dört tane oyuncu veren ve gerçekten çok iyi kadrosu olan bir takım nasıl bu hallere gelir anlamak mümkün değil, büyücülüğe falan inananlar Quique Sánchez Flores’in büyü yaptığını söylerek bu işin içinden çıkabilirler ama. Gelelim İtalya’ya, yılların Parma’sı düşecek gibi gözüküyor, onun yanında da son iki sezondur ilk sekize giren bir Empoli’yle, gene aynı şekilde performans gösteren Livorno var. Futbol tanrıları bu sene olaya ilginçlik katmak istediler sanırım.