Finaller dolayisiyla...4 Haziran 2008 Çarşamba
2 Haziran 2008 Pazartesi
1 Haziran 2008 Pazar
Milli Takım Anaları
Milli takım futbolcularının annelerinin oynadığı TTNET reklamını çok beğendim. Güzel bir konsept olmuş, özellikle Gökhan Zan’ın annesin Gökdeniz’in annesine “o da pek cılız bak benim Gökhan’ıma” deyince İbrahim Kaş’ın annesinin gülmemek için kendini bir tutuşu var ki her izlediğimde kopuyorum valla bir de Kazım’ın annesinin “benim Kazım iki kişilik oynar bak adı zaten Kazım Kazım” demesi komik olmuş. İzlemek isteyenler şurdan izleyebilir.
30 Mayıs 2008 Cuma
Sabri Buraya Üçlü Çektir Cimbom'a
Bir haller oldu yahu şu Sabri’ye. Sezon içinde taraftardan en çok tepki toplayan, gönderilmesi en çok istenen oyuncuydu (tabi 90 dakika içinde, onun dışında üçlü için çağırılıyordu) fakat yurtdışı transfer haberleri çıktığından beri, artık onla mı alakalı sırf bilmiyorum, sanki Sabri gitti yerine başkası geldi. Ligde son 4-5 maçta yükselttiği performansını milli takımın hazırlık maçlarında da sürdürüyor. Dün de sahanın en iyilerinden biriydi Sabri, asistinin dışında, gitti, geldi, arkadaşlarının boşluklarını kapatmaya çalıştı. Turnuva esnasında da bu şekilde devam ederse hakikaten bir Avrupa yolu gözükebilir Sabri’ye. Bizim açımızdan da onun açısından da iyi olur kanımca.
29 Mayıs 2008 Perşembe
Anti-Federer
Tenis seven biri olarak Federer’i sevmeyen az sayıda kişiden biriyimdir herhalde. Belki de gelmiş geçmiş en iyi tenis oyuncusu ona kimse bir şey diyemez zaten ama benim sevmeme nedenim başka. Adam hiç duygularını göstermiyor, bazılarına göre bu iyi bir özellik olsa da ben sporcunun duygusunu göstermeyen versiyonundan hiç zevk almıyorum. Bu baskebolcu için de geçerlidir, futbolcu için de. Robot değilsin ki kardeşim herkes biliyor senin de sinirlenip, korktuğunu zaman zaman, niye göstermekten bu kadar çekiniyorsun? Bütün maç boyunca aynı surat ifadesine sahip zerre kadar değişmiyor. Benim maç içinde konsantrasyonum bozulmaz havaları verse de maç zora girince saçmalıyor ama. Nadal’ı da sevmem mesela ama saygı duyarım ona en azından hırsı yüzünden. Hele maç boyunca hiç tepki vermeyip de şampiyon olunca yerlerde yuvarlanıp hüngür hüngür ağlamasını hiç anlamıyorum. Niye sıkar ki kendini bu kadar bir insan? Yaysana o tepkiyi maç boyunca. Bence sporcu dediğin sevinci de üzüntüsü de suratından anlaşılmalı. Sağ taraftaki Del-Piero resmine bakanlar ne demek istediğimi gayet iyi anlarlar. Bazen bu gösteriyi biraz abartsa da forza Safin diyerek yazıyı noktalayalım.
26 Mayıs 2008 Pazartesi
Roland Garros 2008
Roland Garros başladı. Fikstüre baktığımda yine bir Federer – Nadal finali izleriz diye düşünüyorum. Finale gelene kadar mutlaka bir takım süprizler olur toprak kort olduğunu da düşünürsek fakat finalde başka bir isim göreceğimizi düşünmüyorum, belki Djokovic bir şeyler yapabilir ama pek sanmıyorum. Favori tenisçim Safin’in ne yapacağını çok merak ediyorum bir de, kaç raket kıracak acaba ailecek bekliyoruz.
Turnuvanın ilginç bir özelliği de Gustavo Kuerten’in son turnuvası olmasıdır. Giysileriyle, saçlarıyla, sempatik hareketleriyle ilgi çekici bir isimdi mutluluklar diliyorum Guga’ya. Bayanlarda ise Henin-Hardenne’nin bırakmasından sonra daha heyecanlı olacak gibi duruyor. Sharapova almasın da kim alırsa alsın. Aslında Williams kardeşler de almazsa pek bir güzel olur. Son olarak da umarım yağmur belasına çok fazla yakalanmayız bu sene. Bu arada günlük programa da burdan bakabilirsiniz.
25 Mayıs 2008 Pazar
Indiana Jones And The Kingdom Of The Crystal Skull
Öncelikle Harrison Ford hala Harrison Ford onu baştan söyleyeyim. Benim de filmi izlemeden önce aklımda adam kaç yaşına geldi yine ordan oraya atlayıp mermilerden kaçar mı diye düşüncelerim vardı ama izledikten sonra böyle olmadığını gördüm, dublörleri de sağolsun. Film klasik bir Indiana Jones filmi gibi ama diğerlerinden biraz daha aşağıda bana kalırsa. Mizah fena değil ama sanki daha iyi olabilirdi, kovalama sahneleri diğer filmler gibi, abartı, hadi lan bu kadar da olur mu diyeceğiniz sahneler mevcut, Area 51, Roswell falan hoş ayrıntılar olmuş ama uzaylılar ve Ruslar düşman tarafında biraz zayıf kalmış bence. Bir de Indiana Jones biraz geri planda kalıp Mutt Williams önplana çıkarılmış.
Mutt Williams derken filmin yardımcı oyuncusu parlayan yetenek Shia LaBeouf için ayrıca konuşmak lazım, bu çocuğu çok tutuyorum gerçekten çok büyük bir yıldız olacak, daha bu yaşta çok kaliteli filmlerde oynuyor, sinemanın başında fragmanını gördüm 2008 sonlarına doğru yeni bir filmi daha gelecek Eagle Eye diye o da oldukça güzel gözüktü bana, fragmanını şurdan izleyebilirsiniz. Neyse filmimize dönelim biz, James Dean tarzı çok yakışmış, motorlu deri ceketli falan, oldukça da başarılı bir şekilde üstesinden gelmiş rolünün. Bu başarısını giderek artırmasını umut ediyorum.
Bir de Cate Blanchett’e değinelim. O da çok güzel bir performans sergilemiş bana göre. Ukrayna şivesi ve siyah saçlar yakışmış.
Özet olarak her ne kadar serinin diğer filmlerinin tadını tam olarak vermese de sinemada gidip sıkılmadan izlenilebilecek, gayet eğlenceli bir film bana göre Indiana Jones And The Kingdom Of The Crystal Skull, 10 üzerinden 7 veriyorum. Tavsiye ederim.
Yavaşşş!
Kayserispor yönetimi komple bir şekilde non-stop saçmalamaya devam ediyorlar. Recep Mamur’un ve Süleyman Hurma’nın gaflarına! Yeterince alıştık zaten bu sefer yeni bir arkadaş çıkmış tombaladan. Buyrun bakalım bu sefer ne yumurtlamışlar.
Bu arada Kayserispor İkinci Başkanı Türker Horoz, bugün kendisine atfen yapılan "Hakan Şükür'e teklif götürdük" haberinin doğru olmadığını söyledi. Horoz, "Bundan bir hafta önce katıldığım Erciyes TV'deki konuşmamda, Galatasaray kulübünün Gökhan Ünal'la uğraşmasına tepki verdim ve (Biz gerekirse misilleme yapar Hakan Şükür, Arda ve hatta Lincon'u bile alırız. Bunu da yapacak güçteyiz) demiştim. Bu sözümün hep arkasındayım. Ancak bu konuda
Önce bir hössst diye tepki verip sonra da yavaşşşşş al deyip ardından müsadenizle sormak istiyorum “birader sen ne ayaksın” diye. Kendini ne sanıyor bu adamlar gerçekten anlamıyorum ha sonra bu değirmenin parası nerden geliyor onu da ayrıca irdelemek lazım diye düşünüyorum. Bir takım durupdururken kendini nasıl antipatik gösterir bunun en güzel örneğini sundukları için de bize teşekkür ediyorum. Durmak yok saçmalamaya devam!
23 Mayıs 2008 Cuma
Star Wars: The Clone Wars
Star Wars The Clone Wars 15 Ağustos 2008’de Amerika’da gösterime girecek. Ülkemizde de sanırım Eylül civarında beyazperdeye yansıyacak fakat Türkçe dublaj gibi gerizekalı bir şey yapıyorlar, umarım bazı sinemalarda orijinal haliyle de izleyebiliriz en azından. Kardeşim hiç mi akıllanmazsınız siz? The Simpsons’dan hiç mi ders almadınız? Sponge Bob Square Pants’mi bu da Türkçe veriyorsunuz? Allah akıl fikir versin diyelim geçelim çünkü girersek çıkamayız buraya. Tabi nete düştükten sonra Eylül’e kadar bekleyebilir miyiz? Hiç sanmıyorum.

Fragmanı izlemek isteyenler şuraya buyursun, fragmanlar gayet güzel olmuş, zaten o müziklerle ne kadar kötü olabilir o da ayrı konu. Bu arada filmde yeni karakterler de olacakmış. Filmden sonra Cartoon Network de 22 dakikalık bölümler yayınlanacak ve en azından 100 bölüm olması bekleniyor. Madem bu kadar Star Wars konuştuk, süper ötesi bir lightsaber sahnesiyle kapanışı yapalım. May the force be with you.
22 Mayıs 2008 Perşembe
If You Are Guilty You Are Dead!
Türk halkı olarak çok büyük çoğunlukla atari salonlarında tanıştığımız The Punisher’ın devam filmi Punisher War Zone’un teaser posteri yayınlandı, poster gayet hoş olmuş, t-shirtü alınır bunun denecek cinsten, fakat filmin kadrosu ilk filme göre komple değişik. “Si vis pacem para bellum” (barış istiyorsan savaşa hazırlan) gibi muhteşem bir sözü beyinlerimize kazıyan Frank Castle abimiz rolünde Rome’da Titus Pullo rolüyle tanıdığımız Ray Stevenson var ki bence ilk filmde Thomas Jane cuk oturmuştu. Ray Stevenson, Frank Castle için fazlasıyla “laubali” kaçıyor bana göre (en azından Rome’daki haliyle diyelim), Thomas Jane ise soğuk, sert bakışlı,acımasız biri için gayet güzel bir seçimdi.
21 Mayıs 2008 Çarşamba
Pinturicchio
Herkesin kendi döneminde izleyip de deyim yerindeyse “taptığı” bir oyuncu vardır ya Alessandro Del-Piero’da benim için bu roldedir, bir efsanedir. Bir bayrak adamın, bir kaptanın nasıl olması gerektiğini gösterir Del-Piero. Dile kolay 500’ün üzerinde forma giymiş Juventus’da ve 250’ye yakın golü var. Takımı ikinci lige düşmesine rağmen onu yalnız bırakmadı ve herkesin bitti dediği anda adeta ikinci baharındaymışçasına 34 yaşında İtalya gibi bir ligde gol kralı oldu Del-Piero ve milli takıma seçilmeyi sonuna kadar haketti bana kalırsa. Umarım daha uzun yıllar oynarsın da bizi o muhteşem futbolundan mahrum bırakmazsın Pinturicchio.
20 Mayıs 2008 Salı
Elfler de Ölür
Geçenlerde yapılan snooker dünya şampiyonasını her gördüğümde O geldi aklıma ve O’nun anısına bir şeyler yazmak istedim. Büyük bir çoğunluğa snooker sevdiren iki adam varsa bu dünyada, biri Ronnie O’Sullivan, diğeri Paul Hunter’dır bana göre. Benimki Hunter’dı. Zap yaparken o sırma saçlarını görüp de “kim ulan bu herif amma yakışıklıymış” dediğimi dün gibi hatırlarım, sonra izleye izleye kuralları öğrenmeye başlayıp ne kadar muhteşem bir oyun olduğunu gördüm snookerın, o gün bu gündür en sevdiğim sporlar arasında yer alır.
Sonra gün geldi feci bir haber düştü snooker dünyasına ve hepimizi yıktı adeta. O illet hastalığa yakalandı Hunter, mide kanserinin az rastlanan bir türüne , o gencecik yaşında. Bir süre ara verdikten sonra geri döndü snookera, ona “snookerın Beckham’ı” denmesinin en büyük sebebi olan güzelim saçlarını kaybettiğini gördük. Olsun O’nun saçsız hali de yeterdi. Fakat eski formuna ulaşamadı. 9 Ekim 2006’da da doğumgününden beş gün önce hayata gözlerini yumduğunda sadece 28 yaşındaydı, ardında karısını, 1 yaşındaki kızını ve gözleri yaşlı binlerce insanı bıraktı.
Niye gittin be Paul? Kazanacak çok şampiyonluk vardı daha. Çok özlüyorum seni. Umarım gittiğin yerde mutlusundur. Biz seni hep 2004 Masters Finali’nde O’Sullivan’ı 2-7’den gelip yendiğindeki muhteşem gülümsemenle hatırlayacağız!
Hoşgeldiniz
Antalyaspor, Kocaelispor, Eskişehirspor. Turkcell Süper Lig’in yeni üyeleri bunlar oldu. Gerçi yeni demek ne kadar doğru olur orası da ayrı konu. Bana sorsalar kimler çıksın diye söyleyeceğim takımların içinde üçü de olurdu kesin. Severim taraftarı olan şehir takımlarını. Bir de şu gereksiz belediye takımlarından falan temizlenirsek süper olacak valla. Neyse hoşgeldiniz sefa getirdiniz diyorum hepsine.
18 Mayıs 2008 Pazar
Parma'dan da Duyulsun!
İtalya’da son haftaya gelirken hala şampiyon ve küme düşen son takım belli değil. Bugün oynanacak Parma – Inter ve Catania – Roma maçlarıyla belli olacak. Inter, Roma’nın 1 puan önünde ve Roma’nın kazanması halinde mutlak kazanması lazım şampiyon olmak istiyorsa, rakiplerine baktığımızda ise Parma’nın mutlaka kazanıp Catania’nın puan alamaması için dua etmesi gerekiyor. Şampiyonu belirleyecek takım küme düşme potasında yani. Geçen hafta Inter penaltı kazandığında artık herkes “tamam bu iş bitti” derken penaltının kaçmasıyla Romalılar için umut, küllerinden doğdu, bu arada Roma’nın renkleri de sarı – kırmızı. Ne dersiniz eldeki veriler tanıdık geldi mi? Hatta bakarsınız Inter maçı 16 dakika uzar da, sonra “saat kaç? Parma’dan da duyulsun” diye sesler yükselir başkentten.
Düşen Düşene
Bu sene küme düşme anlamında gerçekten çok ilginç şeyler oluyor tüm Avrupa’da, Fransa’da Lens düştü ki bu takım son iki senenin dördüncüsü ve beşincisi, daha birkaç sezon önce şampiyonlar liginde oynuyorlardı. Çınar PSG bu sefer de ucundan kurtardı. İspanya’da Real Zaragoza son maçta düşmemek için oynayacak ki onlar da geçen sene altıncı idiler, o kadroyla nasıl bu durumdalar anlamak mümkün değil, hele küme düşmenin eşiğinden kurtulan bir Valencia var ki, üniversite tezlerine konu olur vallahi, hani denir ya şu takım teknik direktörsüz çıksın yine ilk üçe girer, o tezin yerle bir olduğu andır bana kalırsa, milli takıma dört tane oyuncu veren ve gerçekten çok iyi kadrosu olan bir takım nasıl bu hallere gelir anlamak mümkün değil, büyücülüğe falan inananlar Quique Sánchez Flores’in büyü yaptığını söylerek bu işin içinden çıkabilirler ama. Gelelim İtalya’ya, yılların Parma’sı düşecek gibi gözüküyor, onun yanında da son iki sezondur ilk sekize giren bir Empoli’yle, gene aynı şekilde performans gösteren Livorno var. Futbol tanrıları bu sene olaya ilginçlik katmak istediler sanırım.
17 Mayıs 2008 Cumartesi
Tarih Bir Kere Yazıldı
Bugün günlerden 17 Mayıs 2008, büyük zaferin sekizinci yıldönümü. İnsan hiç defalarca izlediği bir maçı bir kere daha izleyip de aynı heyecanı yaşar mı? Yaşıyormuş. Gözler yine dolmuş, tüyler diken diken. Hangimiz Arif’in bomboş kaldığı pozisyonda “vur be!” diye bağırmadık ki? Veya hangimiz gözlerimizi kapamadık Keown beş metreden topu tribünlere yolladığında? Hangimiz için zaman durmadı tanrı, kendi ellerini Taffarel’e armağan verdiğinde ya da lanet etmedi dünyaya Hagi kırmızı gördüğünde? Popescu’nun topun başına geçtiğinde Levent Özçelik’in titreyen sesiyle “hadi Popescu, hadi oğlum” deyişi hangimizin kulaklarında hala çınlamıyor? Hangimiz ağlamadık ki hüngür hüngür? Bugün günlerden 17 Mayıs 2008, büyük zaferin sekizinci yıldönümü.
O heyecanı bir daha yaşamak isteyenler için; 1. bölüm, 2. bölüm
16 Mayıs 2008 Cuma
Ağzıma Tüküreyim!
Ne ağız varmış kardeşim bende be! Daha iki yazı önce gönlümün 1 numarasına yükseldi dedim, İstanbul Cup’a gelmeyeceğini açıklamış Hantuchova. Başka bahara kaldı artık kendisini görme şerefi.
Aslan Götürsün Sizi
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı, Antalya Hayvanat Bahçesi’ndeki aslanı Ali Sami Yen’e gönderen sorumlular hakkında soruşturma açmış. Ulan aç aslanla aynı kafese düşün emi! Memlekette başka sorun kalmamış, her şey güllük gülistanlık sanki de aslan olay oldu. Hayır duyan da aslana işkence edildi, beş gün aç bırakıldı, sırtlanların arasına atıldı falan sanacak. Millet oturduğu yerden dava açıyor, buna gelene kadar bütün hayvanat bahçelerini kapatın o zaman. Ama bir kasa sodanın halledemeyeceği sorun yok. Yanlış anlaşılmasın gayet severim hayvanları onbir yaşında bir köpeğim var. Bana kalırsa asıl egoları uğruna veya ünlü olma çabaları için aslanı kullananları atmak lazım o kafese!
To Be Continued...
Iron Man’le ilgili olan yazımda Batman Begins’in final sahnesinin muhteşemliğinden bahsetmiş ama videosunu koyamamıştım Youtube’ün engelli olması sebebiyle, buyrun keyfini çıkara çıkara izleyin. Ama elinizi çabuk tutmanızı tavsiye ederim bir iki güne canı sıkılan bir savcı yine kapattırır muhtemelen.
Bazı sahneler vardır ki sırf o sahne için bile koca bir film izlenir diye düşünürken Punisher’ın harikulade araba patlatma sahnesi geldi aklıma onu da koyamadan edemedim. Ahanda!
Bir Yıldız Kaydı!
Geçen gün tenis dünyasını çok üzen bir olay yaşandı. Roland Garros’a sadece bir hafta kala, geçen senenin şampiyonu, dünya 1 numarası Justine Henin-Hardenne tenisi bıraktığını açıkladı. Tenisi Martina Hingis’le seven ve ondan sonraki ikinci favorisi Justine Henin-Hardenne olan biri olaraktan daha bir ayrı üzüldüm. Sharapova gibi tenis dışı etkenlerini kullanarak bundan avantaj sağlamaya çalışanların olduğu bir dönemde Henin-Hardenne tutunacak bir daldı benim için.
Emekli olmasına sebep olarak kariyerini bir heyecan üstüne kurduğunu fakat artık bu heyecanı hissetmemesi olarak göstermiş Henin-Hardenne. Sadece 25 yaşında bu heyecanı kaybetmesi üzücü tabi ama umarım onun için en iyisi olur. Biz tenisseverler için olmayacağı kesin. Umarım meydan Sharapova’nın o iğrenç, sinir bozucu çığlıklarına kalmaz. Bu arada Henin-Hardenne’nin de bırakmasıyla gönlümün 1 numarasına Daniela Hantuchova yükselmiş oldu.
15 Mayıs 2008 Perşembe
Finalin Ardından
Maç yazısında yazmıştım, umduğum gibi bir maç oldu diyebilirim, sadece Rangers’ın biraz daha atak olmasını bekliyordum, Zenit saldırdı onlar savundu maçın çoğunluğunda. En azından sıkıcı bir maç olmadı. Özetle haketti Zenit kupayı. Rangers, golü yedikten sonraki 20 dakikalık bölümde bile 1-0 geride bir takım gibi oynamadı, sadece uzatma dakikalarında bir tane karambol pozisyonları var.
Oyuncu bazında pek yorum yapamayacağım Show TV sağolsun, küçük, dandik bir görüntü ve İspanyolca bir anlatıma maruz bıraktığı için. Onlar için yeterince konuştuk aşağıda, daha fazla akıllara getirip de sinirimizi bozmaya lüzum yok.
14 Mayıs 2008 Çarşamba
Armut Dalda Asılsın, Şeker Show TV Nasılsın?
O kiraz dudaklara, bu taraftar asılsın diyeceğim uymayacak. Ne diyeyim ki ben şimdi? Dünyanın kulüpler bazında en önemli ikinci turnuvanın finalinin yayın hakkını almışsın, canlı vermiyorsun. Niye peki? Var mısın Yok musun? la çakışıyor. Kardeşim haftanın beş gününde veriyorsun zaten bir gün geç ver ne olacak? Senin ne hakkın var izleyiciyle maytap geçmeye? Dandik bir görüntü ve İspanyolca spikere mahrum bırakmaya?
Hadi vermiyorsun, vermeyeceksin, e niye alıyorsun o yayın hakkını yahu? Alma başkası alsın adam gibi versin, yoook olmaz ben vermiyorsam başkası da veremez! Hadi vermeyeceksin e niye o zaman vereceğim diye reklamını yapıyorsun? Maçın başlamasına beş dakika bile internet sitenden yayın akışına bakanlar "ooo süper Show veriyor maçı diyor" sen o an itibariyle altyazı geçiyorsun maç banttan verilecek diye. İki gün önceden açıkla bunu millet ona göre ayarlasın, o da yok! İzleyiciyle bu kadar dalga geçilmez. Başkası yapsa hadi neyse diyeceğim de yapan bi de futbol yayıncılığı anlamında gayet tecrübeli bir ekip. Ama alıştık nasılsa Manchester United - Chelsea maçı yerine Bez Bebek'i verenler varken o kadar da ilginç gelmiyor bu yapılan!
Kabak da Var mısın Yok musun? daki yarışmacı kıza patladı. O kadar bedduayı yiyince 5 kuruş alamadı garibim. Ha resim ne alaka diyen olursa da Show TV'nin bize yaptığı şeye en uygun olarak bunu gördüm.
UEFA Finali
İki takımında bu sene maçını izleyemedim malesef, o yüzden oyunları hakkında yorum yapmam doğru olmaz. Bayern Munich bu sene başından benim de aralarında bulunduğum %99 luk bir çoğunluğun favorisiydi UEFA Kupası’nda ki o kadroyla olsunlar da artık. Zenit St. Petersburg’la yaptıkları ikinci maçından ardından skora baktığımda “ohaa” şeklinde bir tepki vermiştim ve kendime bir tokat atmıştım acaba uyuyor muyum diye, uyumuyormuşum boşu boşuna canımı yaktım. Bu sonuçta benim Ribery için ettiğim bedduaların bir rolü var mıdır onu bilemiyorum tabi.
Şahsen, bir güçlü bir güçsüz takımın karşılaşacağı finaldense ne yapacağı belli olmayan, kaybedecek bir şeyleri olmayan, gerçek anlamda bir favorinin olmadığı iki takımın karşılaşacağı bir finali tercih ederim. Umudum kaybedecek bir şeyleri olmayacağından dolayı ikisinin de saldırması ve bize zevkli bir final yaşatmaları yönünde, inşallah öyle olur. Temennim ise bir Celtic sempatizanı olduğum ve Bayern’i eledikleri için Zenit St. Petersburg’un kazanması yönünde. İzlemek isteyenler için maç 21:45’de Show Tv’den canlı yayınlanacak. Umarım Melih anlatır da bizi Öztürk Pekin’e veya adını bilmediğim diğer Show Tv spikerine mahrum bırakmaz.
The Forbidden Kingdom
.jpg)
Öncelikle söyleyeyim, dövüş sevmeyenler gitmesin bu filme. Çünkü genel olarak dövüş sahneleri ağırlıklı. Açıkçası giderken konusuna bile bakmadım hiç. Jet li ismini görmem yetti gitmem için. Biraz daha ağır bir film bekliyordum beklediğimden daha masalsı çıktı, hoş da oldu. Konusu itibariyle bir The Lord Of The Rings havası var. Sihirli bir asayı sahibine ulaştırmak için Amerika’dan Antik Çin'e yolculuğa çıkan bir gencin hikayesini anlatıyor. Yolda tanıştığı birkaç kişi ona bu serüveninde yardım ediyor falan. Basit bir konusu var ama sıkmıyor.
Jackie Chan’in varlığı yanıltmasın, öyle aptal komedi filmlerinden değil, Jet Li Baba her zamanki gibi dövüş sahnelerinde döktürüyor. Jackie Chan’la beraber iyi bir ikili olmuşlar. Bu arada filmin başrolündeki genç oyuncu Michael Angarano’yu bir diğer yükselen yetenek olan Shia LaBeouf’a çok benzettim ben, bakalım siz de benzetecek misiniz?
Batuhan Karadeniz
Resimdeki Cantona falan değil yanlış anlamayın, Batuhan Karadeniz, henüz sadece 17 yaşında gelecek vaad eden (en azından yeteneğiyle) bir genç. Maçı izlemedim ama izleyen arkadaşlarım penaltılara kalınca topu atacağı köşeyi kaleciye gösterip hakemden paparayı yiyip sonra da kalenin ortasına abandığını söylüyorlar (ki önceden söyleyeyim böyle yapmamışsa bile O’nun hakkındaki fikirlerim değişmez zaten daha önce yaptıkları yüzünden). 17 yaşında bir oyuncunun böyle bir hareket yapmasını nasıl tanımlarım bilemiyorum, Eurosport spikerleri bile acımış da pek üzerine gitmemişler.
Bu ilk vukuatı değil zaten, Fenerbahçe – Beşiktaş maçından sonra Higuain’i vermediği top için “kral yapmam, kral olurum” dediği yazmıştı basında. Onun dışında Beşiktaşlı arkadaşlarımın söylediğine göre, PAF maçlarında diğer oyunculara dayılanan, antrenörlere laf eden bir arkadaşmış kendisi. Tanıdık geliyor di mi? Bu ülkede çok iyi yeteneğe sahip olup da genç yaştan şımarıklığa başlayıp kendini harcayan bir çok oyuncu olduğu için Batuhan’ın da sonunun aynı şekilde gelmesi pek şaşırtmaz bizi. Bir an önce bu çocuğu birinin adam edip (artık döver mi ne yapar) sadece topunu oynaması gerektiğini söylemesi lazım, yoksa yedirirler o formayı öyle!
11 Mayıs 2008 Pazar
We Are The Champions!
Sonunda çıldırma günü geldi çattı. Çok fazla bir şey yazmayacağım daha çok resimlere yer vereceğim çünkü bu resimler zaten her şeyi yeterince anlatıyor, sadece teşekkür etmek istiyorum. Bunca zorluğa rağmen bir takımın nasıl olması gerektiğini bize gösteren Cevat Hoca’sından Servet’ine kadar herkese teşekkür ediyorum. Daha önce burda yazdığım gibi endüstriyel futbolda paranın pulun, yabancı oyuncunun, transferin, stadın yanında “takım ruhu”nun çok daha güçlü bir silah olduğunu bir kere daha kanıtladıkları ve beni yanıltmadıkları için. Hepinize teşekkürler aslanlar! Bir de bu başlığın üstüne şu videoyu izlemeden olmaz.




8 Mayıs 2008 Perşembe
Rezilix!
Yine biletix yine rezillik var bugün, Galatasaray – Gençlerbirliği Oftaş maçına bilet almak isteyenler internet başında ecel terleri döktü resmen. Kardeşim bunu daha önce yaşadın, e biliyorsun böyle bir yoğunluk olacağını yine , yapsana altyapını ona göre. Yok! Yaparlar mı hiç? Daha 15 dakika öncesinden site kilitlendi, girebilen kendini loto kazanmış sayıyor resmen, bir geri sayım var evlere şenlik, artık geri sayım mı dersin, ileri sayım mı dersin. 5 saniyeden açıyor kapıyı 180’e kadar yolu var. Hadi diyelim ki hakkaten sıraya koyuyor, e o zaman benim 15 saniye sürem varken sonradan açtığım bi pencerede 5 saniye yazmasını açıklasın bana biri, nasıl sıraya koymak bu? Ayakta adam yiyorlar.
Geçenlerde Biletix Genel Müdürü veya ona benzer bir ablamla röportaj vardı, yamulmuyorsam Hürriyet Spor’da. Diyor ki ablam, “bizim gişecilerde karaborsa olmaz, bir iki kişiyi yakaladık onları da işten atıp şikayet ettik”. Sokakta görsem “kimi yiyorsun ablam” diyeceğim aynen. Yukaridaki resim bir gösteriden falan değil, bilet kuyruğundan. Saygıdeğer! Biletix çalışanları el altından veriyor karaborsacılara, sonra ablam bizim eleman yapmaz öyle şey diyor, oldu canım, oldu güzelim!

